
KENDİMİ MANİPÜLE ETMEK
Sosyal medyada dikkatinizi çekmiştir belki, zaman yönetimi seçeneği var. Sizi bilmem ama ben bir iş yaparken dalarım. Eğer seyredilecek, okunacak, bitirilecek herhangi bir işim varsa, ocaktaki yemeği unutma ihtimalim yüksektir. Bu yüzden akıllı telefonda, alarm, ajanda ve takvimi sık kullanırım. Kullandığım interneti bile akıllı fatura ile sınırlandırırım.
Zaman yönetiminde günde iki saati geçersem, nasıl geçtiğini anlamadığım zamanı harcadığım için üzülürüm. Daha fazla okuyarak, uzaktan eğitimlere katılarak düşüncesiz kullandığım zamanı telafi etmeye çalışırım.
***
Geçenlerde kaynağını bilmediğim bir gönderi düştü önüme. Gönderide sadece “Sabah uyandınız ve yıl 2005” yazıyordu. Somut şeyleri kontrol etmek ne kadar kolay değil mi? Ama duygusal kontrol benim becerebildiğim bir şey değildir. Bir cümle beni ağlatmaya yetti. Çünkü hemen aklıma annemin yaşadığı geldi. Hızlıca, kızım var iyi ki dedim. Yaşadığım evi, olanları, olmayanları düşündüm. Eksilenlere, pişmanlıklara keşke, olanlara iyi ki diyerek duygusal bir bilanço çıkardım. Taa ki beni tebessüm ettiren yeni bir gönderiye kadar.
Bunları yazarken, kendi okuduklarımı düşünüyorum. Neyi, niye okuyorum? Ya da benim yazdığımı kim niye okusun diye? Bir yazıdan beklentimiz, bilgi mi, gözlem mi, nostalji mi, tecrübe mi?
***
Hani, Cem Yılmaz’ın bir gösterisinde Faruk Eczanesi bölümü var. Sosyolojik olarak “Bilmiyorum” diyemiyoruz ya. Gerçi şimdilerde, herkes her şeyi biliyor. Kimsenin kimseye soru sormaya, cevabını dinlemeye ihtiyacı yok. Gereğinden fazla sosyal medyada zaman geçirince hepimiz her konuda bilgi sahibi oluyoruz zaten.
İşin ilginç tarafı, son zamanlarda bize büyük kolaylık sağlayan yapay zekaya, arabamı yıkatacağım, yüz metre ilerde Oto Yıkama var, sence arabayla mı gitmeliyim, yürüyerek mi diye sorulduğunda, sağlıklı yaşam için yürüyerek gitmenizi tavsiye ederim diye cevap veriyor. Üstün zeka ile üretilmiş yapay zeka, amacı arabanın yıkanması olan bir soruda, arabayı görmemezlikten gelip, yürüyüş ile sağlıklı yaşam önerisi verebiliyor. Bu yüzden köprü nesil olan biz X kuşağı, hem kullanıcı olarak teknolojiye adapte oluyoruz hem de teknolojinin açıklarını yakalamaya çalışıyoruz.
Kendi adıma sorguluyorum, nereden geliyor bu nostalji sevdamız. Çünkü yaşam boyu tanıklık ettiğimiz teknoloji gelişimlerinin en ilkel halini de biliyoruz, en ileri halini de. Bu yüzden neyi, ne zaman, nasıl yapacağımı belirten yeniliklere karşı muhalif olmamı buna bağlıyorum.
Hani sosyal medyada trend olan popüler kültür beklentileri var ya, ben onlardan ne kadar az şey yaptıysam o kadar seviniyorum. O dolmayı yemedim, evde ayağımın altında dolanan süpürge yok, yeşil içecekten içmedim, telafuzu zor diye Ayfer dediğimiz pişirme aracı yok, adı saat çalışmasını andıran meşhur sosyal medya hesabım yok. Kulaklığın şarjı mı biter deyip, kablolu kulaklık kullanan biriyim. Bunlar marifet mi, tabii ki değil. Zaten gelmek istediğim yer burası.
Her fırsatta çalışma sistemine hayranlığımı dile getirdiğim beynimiz. Hali hazırda zaten küçük bir kısmını kullanıyoruz. Beyin, duyularımızla aldıklarımızı, hipokampüste geri çağırılana kadar arşivliyor. Bu kadar gerekli, gereksiz bilgiyle ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Bu yüzden kendi kendimizi manipüle ediyoruz belki de. Hiç vaktimiz yok, her şeyi biliyoruz, duygu geçişlerimiz çok hızlı, sürekli oyalanacak bir şey arıyoruz. Son dönemlerde kolay sahip olduğumuz duygu, yer, mekan, yemek, eşya ne varsa çabuk tüketiyoruz. Kökleşmiş duygu, ilişki, alışkanlıklarımızı veya emek vererek sahip olduğumuz her şeye daha sıkı bağlanıyoruz. Ben de bu yüzden beyin kütüphanem hipokampüsle daha muhalif bir ilişki içinde oluyorum. Hatırlamak istemediğimi aklıma getirip, hatırlamak istediğimi unutturmaya çalışıyor diye.
Hayat belki de sandığımız gibi karmaşık değildir, onu biz karmaşık hale getiriyoruzdur. Unutmayalım ki zenginlik çok fazla şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.
Buket Uzuner’den bir alıntı paylaşmak isterim.
“Sonuçta bu dünyadan geçip giderken geride sadece şu kalır: Toprağa bir ağaç mı diktin, yoksa oradan ağaç mı söktün? Hak mı yedin, hak mı dağıttın? Gönül mü kurdun, gönüller mi yıktın? Hayat bu kadar sade ve basittir”
Yaşanılası günlere…
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Yazılar
-
S.O.S – YAL MEDYA
-
MEVZUAT ALARM VERİYOR!
-
AH, LOUISE HAY!
-
BANANE
-
Beykoz’a 240 Milyon TL’lik Yatırım
-
PANDORA’NIN KUTUSU
-
Nisan’ın İnce Hüznü, Mayıs’ın Yumuşak Gülüşü!!
-
BENİ TANIDIĞINI SÖYLÜYORSUN AMA TANIMIYORSUN
-
Bayram Gibi Bayramlar
-
Korkular da korkar
-
HEPİMİZ İÇİN GÜZEL GÜNLER DİLİYORUM!!
-
NEREDEN NEREYE?

