Özgüven mi, Sınırsızlık mı? Çizgilerin Arasında Kaybolan Çocukluk
Geçtiğimiz günlerde bir marketin kasa kuyruğunda, modern ebeveynliğin küçük ama tanıdık bir sahnesine tanıklık ettim. Beş yaşlarında bir çocuk, kasanın önündeki çikolata standını büyük bir iştahla karıştırırken çevresindeki sırayı, görevliyi ve annesinin uyarı bekleyen bakışlarını fark etmiyordu. Anne ise durumu açıklamak ister gibi gülümsedi ve o cümleyi kurdu:
“Özgüveni çok yüksek, karakteri güçlü… Her istediğini rahatça ifade ediyor.”
İşte tam o anda şu soru belirdi zihnimde:
Bir çocuğun başkasının alanına girmesi ne zamandan beri özgüvenle açıklanır oldu?
Bazı kavramlar vardır; çok sevilir, çok kullanılır ve zamanla anlamlarını kaybeder. Bugün “özgüven” de bu kavramlardan biri. Elbette hepimiz çocuklarımızın güçlü, kendini ifade edebilen, ezilmeyen bireyler olmasını isteriz. Ancak bu isteğin peşinden giderken, özgüven ile sınırsızlık arasındaki çizgiyi fark etmeden silmeye başladık.
Gerçekten özgüven dediğimiz şey, her isteğin hemen dile gelmesi midir?
Her kurala itiraz edebilmek midir?
Ya da hiç “hayır” duymadan büyümek mi?
Çocuklar dünyayı tanımlarla değil, yaşadıkları sınırlarla öğrenir. Sınır görmeyen bir çocuk dışarıdan özgür görünebilir; fakat nerede duracağını bilememek, çoğu zaman içsel bir güvensizlik yaratır. “Hayır” kelimesiyle hiç karşılaşmayan bir çocuk, kendi isteğiyle başkasının hakkı arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanır.
Oysa sınır, çocuğun önüne çekilmiş sert bir duvar değildir.
Sınır, dünyanın çerçevesidir.
Nasıl ki bir çerçeve resmin içini daraltmaz, aksine onu görünür kılarsa; sınırlar da çocuğun yaşam alanını anlamlı hâle getirir. Çocuk bu sayede hem kendini hem karşısındakini fark etmeyi öğrenir.
Bugün sıkça “özgüveni yüksek” diyerek açıkladığımız birçok davranış, aslında öğrenilmemiş bir durma hâlinin sonucudur. Bu bir karakter sorunu değil, bir öğrenme sürecidir. Güçlü olmak; her istediğini almak değil, kendini düzenleyebilmek ve başkasını hesaba katabilmektir.
Belki de durup şunu sormamız gerekiyor:
Biz çocuklara kendilerini ifade etmeyi mi öğretiyoruz, yoksa her zaman haklı olmayı mı?
Çünkü gerçek özgüven, başkasını yok sayarak değil; başkasıyla birlikte var olabilmektir. Ve çocuklar bunu en çok, karşılaştıkları küçük ama tutarlı sınırlardan öğrenir.