NEREDEN NEREYE?
Uzun zamandır bir Fakir Baykurt romanı okumak vardı aklımda. İyi ki dediğim bir seçimle “Eşekli Kütüphaneci” yi okudum. Yoksunluğu fırsata çeviren, hayranlıkla okuduğum harika bir romandı. Emek verilmiş, çaba harcanmış, ömür adanmış. Zaman zaman yönetenlerin onlara biat etmemizi istemesinden kaynaklı siyasi sektelere uğramış bir hikaye. Başlığa bakınca sanmayın ki okullarda tuvalet yoktu diye siyasete gireceğim.
***
Her zaman söylerim, evinin kapısından, servis ile okula giden öğrenci ile bir köyden aynı müfredata ulaşmak için olumsuz şartlarda kilometrelerce yürüyen öğrencilerimizin şartları tabii ki eşit değil. Buna rağmen hayatlarını dinleme şansı bulduğumuz, başarılı insanların hayat hikayelerinde çoğu zaman, bilge bir kişi olur onun hayatını yön veren, bu kimi zaman okul yüzü görmemiş bir anne, kimi zaman da ailesine bakmak zorunda olup okuyamayan bir baba olabilir. Sevgiyle, tecrübeyle, iyilikle, merhametle, vicdan ve ahlakla yetişmenin şansını yakalarlar.
Biz gerek aile içi gerek yönetimsel olarak başarıya ulaşmış modelleri kullanmak yerine zaman zaman siyasetin de içine girdiği deneme yanılma yoluyla eğitimi tercih ettik çoğu zaman. Bunun doğal sonucu olarak da yetiştirdiklerimiz, bazen yeteneklerine kör oldu, kimi mutsuz olacağı meslekler seçti, kimi sadece para kazanma odaklı katıldı hayata ya da katılamadı maalesef.
Biz de ebeveyn olarak hiçbir zaman çocuğum tornacı, terzi olacak diyemediğimiz için onları gerekirse apartman üniversitelerine gönderip, içini dolduramayacakları kağıt parçalarına sahip ettik. Çünkü çocuğum, mühendis, avukat, doktor oldu demek daha havalıydı. Oysaki bizim dönemimizde not ortalamaları yüksek öğrenciler meslek liselerine gidebiliyorlardı. Tabii bu; çocuğum, illa okusun diretmemizden de, yol gösteren, hedef koyan, akademik başarıları olan akademisyenler yerine ekranda hazır dosyayı sunan, geçmiş yıl sorularından sınav hazırlayan, anlatıcılar düştü çocuklarımızın payına.
***
Çalışma hayatı ile emeklilik hayatı arasındaki ekonomik farklılıklar yüzünden kimse memurluğunu bırakamadı, yılgın, enerjisi düşük öğretmenlere emanet ettik çocuklarımızı. Arka planda da mezun olup, atanamamış, taze beyinleri ya sözleşmeli öğretmenliği, ya özele, ya da üç harfli marketlerin kasalarına gönderdik.
Oysaki biz öğretmenlerimize “Eti sizin, kemiği bizim” diye emanet edilen öğrencilerdik. Kimi zaman şansımız, kimi zaman şanssızlığımız oldu öğretmenlerimiz ama her zaman başımızın üstüydü yerleri.
İyi öğretmenin tanımı neydi? Matematiği, okuma yazmayı en çabuk öğreten miydi?
İyi öğretmen, öğrencisini kitap gibi okuyan, ona fırsat veren, yeteneklerini parlatan, onun hayal dünyasına misafir olmayı seçen, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin hep güzel hatırlanan olmalıydı.
Bizim zamanımızda da öğretmenlerimizin maddi sıkıntıları vardı belki; limon satan, boya yapan, kuru temizlemecide çalışan, ders veren öğretmenlerimiz vardı ama bu onlara olan saygımızdan bir şey eksiltmezdi.
***
Geçen hafta, bir öğrenci, öğretmeninin katili oldu. Her gün işe değil, okula gidiyorum diyen bir öğretmen hayattan koparıldı. Bir iki gün sosyal medyamıza misafir oldu, her olumsuzluk gibi.
***
Döndük, suçlu aramaya başladık. Tabii ki okul, eğitim ve öğretim yuvası. Ama onları yetiştiren ebeveynler olarak biz yok muyuz sac ayağında? Bu benim dediğimiz, her şeyle övündüğümüz gibi, sorununu anlamayıp, anlayıp görmezden geldiğimiz, konduramadığımız, hayata katılınca kişilik bozukluklarının düzeleceğine inandığımız çocukları biz yetiştirmedik mi?
Sıra yasaklara geldi. Sosyal medya, vurdulu kırdılı diziler, platformlar yasaklansın. Biz neden seyrettiğimizden, okuduğumuzdan kötüyü örnek aldık kimse sorgulamadı.
Tommiks, Teksas okuduk, şiddet yanlısı mı olduk? Şirinleri seyrettik, Gargamel mi olduk? Rocky serisini seyredip, yumruklarla sağa sola mı saldırdık? Kumarbazı okuyup, kumarbaz mı olduk? Don Kişot okuyup, yeldeğirmenlerine mi saldırdık? Twilight seyredip vampir mi olduk? Su tabancası ile oynadık katil mi olduk? En basit atari oyununda bile silah vardı, birini mi öldürdük?
***
Toplum olarak sosyal deneylerden alnımızın akıyla çıkmış bizler olarak nerede hata yaptık?
Japonya’dan bir haber okudum geçenlerde; bilmem kaç numaralı otobanda teknik bir sorun çıkmış, binlerce araç ücretsiz geçmiş, duyuru yapılmış, herkes ödemesini yapmış? Biz bu ahlak seviyesine ne zaman gelebiliriz? Ne zaman aynada kendimize bakabiliriz?
Küfür ettik, onlardan etmemesini bekledik. Yalan söyledik, onlara doğru söyle dedik, Kaçak elektrik kullanıp, hırsızlık yaptık, hırsızlık yapma dedik. Paylaş dedik, kendimiz paylaşamadık. Sigara içtik, sigara içme dedik. Kimsenin hakkını alma dedik, sırada başkalarının önüne geçtik. Yaşlıya saygısızlık yaptık, saygılı olmasını bekledik. Yere tükürdük, yere tükürme dedik. Çöpü yere attık, yere çöp atılmaz dedik. Kırmızı ışıkta geçtik, yeşil ışıkta geçilir dedik. Şiddet eğilimliydik, onlardan uslu olmasını bekledik.
Kendimizi eğitemezken daha yeterliliğimiz var mı birey yetiştirmeye?
Din Kültürünün yanındaki Ahlak Bilgisini unuttuk belki.
Okullarda öğrettik, eğitmeyi unuttuk belki.
Çocuklarımızı özgür bir birey olarak yetiştirdiğimizi sanıp, başkasının özgürlüğünü ihlal ettik belki.
Çocuklarımızı sevmeyi, dinlemeyi, kitap gibi okumayı beceremedik belki de. O kadar çok yazacak şey var ki, neyi yazsam, yazmadığımın hatırı kalır.
Doğan Cüceloğlu’nun harika sözleri ile bitirmek isterim yazımı.
“Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.”
Yaşanılası günlere…
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Benzer Yazılar
-
MALİ DÖNÜŞÜM HAYAL DEĞİL
-
FERDA KAZANCIBAŞI ANISINA SAYGI İLE
-
VEDA
-
DİLEĞİM HUZUR
-
DİLİN VE RUHUN ORUCU
-
Bırakalım Canı Sıkılsın
-
Özgüven mi, Sınırsızlık mı? Çizgilerin Arasında Kaybolan Çocukluk
-
ESKİYİ FARK ETMEDEN, YENİYE BAŞLAMAK NE KADAR DOĞRU?
-
SAKIN OKUMAYIN
-
BENİM BABAM ÖLDÜ BİLİYOR MUSUN
-
RAMAZAN’DA UMUDU BÜYÜTEN BİR BÜTÇE
-
BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ