Yeni adresimiz
Ana Sayfa Yazarlar 17.03.2026 10 Görüntüleme
Sevtap Çapan

İstanbul’da doğan SEVTAP ÇAPAN, 1991-1995 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde dört yıl oyunculuk bölümünde okumuştur. Son sınıftayken İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na (İBBŞT) girmiş ve profesyonel oyunculuk hayatına başlamıştır. 1996 yılından itibaren sinema ve televizyon dizilerinde aldığı rollerle tanınmıştır. Oyunculuk üzerine çeşitli okullarda eğitim veren Çapan, sanatın mutfak kısmıyla da ilgilenmektedir. Yazarlığını yaptığı beş oyunun ikisi, İBBŞT’ de repertuvara alınmıştır. NTV Stüdyoları’nda Seslendirme Sanatçısı kadrosunda yer almaktadır. 2017 yılı itibariyle Profesyonel Artı Sonsuz Firması’nın kuruluşu olan Tiyatro P.A.S’ın Genel Sanat Yönetmeni’dir. Yazdığı senaryolar ile oyunları da bulunan Çapan 8 Kitap yazmış, aktif sanat hayatına da devam etmektedir.

DİLEĞİM HUZUR

– Onu nereye götüreceğim? dedim.

– O seni gideceği yere götürür, dediler.

Geceden toplanan valizler, sabahın erken saatinde arabaya yerleştirildi. Bir telaş bir telaş! Son kontroller yapıldı. Arabanın kapıları açıldı, kapandı:

– Hoşça kalın! dediler.

– Güle güle! dedim.

Rüzgârın esintisine eşlik etti ellerimiz. Onun için hüzünlü olan bu vedanın ardında takılı kaldı gözlerimiz. Koca evde baş başa kaldık. Başını hafifçe döndürüp kaçamak bir bakış attı bana. Ben de ona bakınca hüznü yüreğime oturdu. İki yabancı değildik ama çok da samimiyetimiz yoktu.

Vaktin nasıl geçtiğini anlamadığım günlerdeyim, zamanı tutmak, yavaşlatmak imkânsız… Akşam oluverdi.

– Haydi, gidelim mi? dedim, hareketlendi. Dışarı çıktık.

Sıcak mı sıcak bir yaz akşamı; güneş, yerini aya bırakmak istemiyor sanki… Neyse ki geniş siperlikli yarım şapkam ve güneş gözlüklerimle hazırlıklıyım. Tek sıkıntım, uzunca bir süredir evde oturuyor olmam. Doktorumun, yürüyüş yapmalısınız, tavsiyesine uyamadım hiç… Narin bedenim biraz hantallaştı hareketsizlikten ve birkaç adım dahi atsam yoruluyorum. Şimdi ise dışarıdayım, dışarıdayız.

Yol düzayak, bizim orası gibi yokuşlu değil. Evden çıkar çıkmaz, koca koca binalar çökmedi üzerime… Gökyüzünün maviliğini rahatlıkla görebiliyorum. Bulutlar şekil şekil ama bulutlara bakıp hayal kurmayı yarına bırakmalıyım. Geniş bir cadde, yeşilliklerin tamamen yok edilmediği bir yer… Taze çiçek kokulu havanın kokusu bana iyi geldi, eminim, ona da iyi gelecek. Hüznün ağırlığını hafifletecek.

“Nereye gideceğiz?” diye düşünürken tam da söylendiği gibi o, beni gideceği yere doğru götürmeye başladı bile… Sitenin bahçesinden çıkıp sola doğru yöneldi, ben de peşindeyim. Onca çimen varken taş kaldırımdan yürüyoruz. İnsanlar nerede olursam olayım hep bana bakarlar, bu kez ona bakıyorlar ve gülümsüyorlar sonra da bana bakıp:

– Çok tatlı, çok güzel! diyerek yanımızdan geçiyorlar.

Akşamın yıldızı Bella!

Bacaklarım ağrıyor, evden epey uzaklaştık. Gideceği yeri bilip bilmediğinden şüphe duyacağım kadar yürüdük. Ben dönmek istiyorum, o istemiyor. Hava kararmaya başladı, saati kontrol ediyorum. Tam o sırada karşı kaldırımda, gittiğimiz yönün biraz ilerisinde oturan bir köpek havlamaya başlıyor, onun yanına bir diğeri geliyor ve bir diğeri daha… Oturan tüylü ayağa kalkıyor, Bella duruyor; üç köpek bize bakıyor, ben Bella’ya, Bella da bana… Sessizce anlaşıyoruz, yavaşça geldiğimiz yöne dönüyoruz. Üç tüylü peşimizden geliyor mu diye arkamı dönüp bakıyorum, bakıyoruz. Neşeli bir kadınla karşılaşıyoruz. Kadın bana bakıyor:

– Bu gece dua etmeyi unutmayın, diyor. Gülümsüyorum, kadın konuşmaya devam ediyor: “Dualarınız bu gece kabul olacak!”

Yanımdan uzaklaşırken arkasından bakıyorum. Kadın aniden dönüyor:

– Adınız ne? Sizin için şimdi ben dua edeceğim.

Adımı söylüyorum akabinde ikinci sorusunu soruyor:

– Hayattaki en büyük dileğiniz ne? Dileğinizi söyleyin bana!

Bir an duraksıyorum ve ağzımdan tek kelime dökülüyor:

– Huzur!

Kadın yüzüme bakıyor, gülümsüyor; sağ bileğine asılı poşetiyle birlikte iki elini dua için açıyor ve adımı telaffuz ederek şu duayı ediyor:

-Allah’ım sağlık, mutluluk ve huzur ver! Kabul olsun!

O an içime bir huzur, gözüme yaş dolarken teşekkür ediyorum ardından kadın uzaklaşırken…

Akşamın yıldızı benim.

“Hızır mıydı karşıma çıkan, dileye dileye “Huzur” mu diledim ben, bir hızırdan?” soruları dönmeye başladı kafamda… İçini çürütme, dedim kendime… Dilediğim şeyi düşündüm tekrar, ‘huzur’. En ihtiyacım olan şeyi dilediğim için mutluluk duydum. Huzur demek sakinlik, dinginlik, gönül ve kafada rahatlık demek çünkü… Bir insan ne zaman huzur duyar? Sağlığı iyiyse, parası yeterliyse, ailesiyle, çevresiyle uyumluysa, kaygısız ve tasasızsa huzur duyar. Her şey yolunda demektir.

Akşamın yıldızı huzur!

Bu dünyadaki tüm olumsuzluklara inat, biz akşam yıldızları Bella ve ben, üçüncü yıldızımızı, ‘huzur’u aramıza aldık; sanki dönüş yolu, geleceğe atılan adımlarımızdı artık…

Akşamın karanlığında ışıl ışıl parladık.

 

reklam

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

KÖSTEBEK VURMA OYUNU

KÖSTEBEK VURMA OYUNU

Özgün Haber Reklam Alanı
Özgün Haber Reklam Alanı
Tema Tasarım | AnatoliaWeb