“Benim Çocuğum Yapmaz” Kültüründe Gölgesiz Büyüyen Çocuklar
“Benim çocuğum yapmaz.”
Bu cümle, Türkiye’de milyonlarca annenin ve babanın dilinde aynı şekilde tekrarlanır. Bir mantra haline gelmiştir. Bir savunma mekanizmasıdır. Bir korku kalkanıdır. Çocuğun gölgesini görmemek için örülmüş en ince ve en inatçı perdedir.
Çocuklar hata yapar çünkü hâlâ insan olmayı öğreniyorlar. Parkta kıskanırlar, sokakta öfkelenirler, evde yalan söylerler, mahallede sınırları zorlarlar. Bunların hiçbiri hastalık değildir; bunların hepsi büyümenin ta kendisidir. Ama biz “Benim çocuğum yapmaz” dediğimiz anda o büyümeyi durdururuz.
Çocuğa farkında olmadan şunu fısıldarız: “Senin karanlık tarafın yok. Sen her zaman aydınlıksın. Hata yapan sensen, mutlaka başkası suçludur.” Ve o çocuk, gölgesiz bir varlık gibi büyümeye başlar. Gölgesiz insan ise karanlıkta tökezler. Çünkü gölgeyi hiç tanımamıştır.
Bir gün sokakta, işte, bir ilişkide ya da hayatın herhangi bir köşesinde hata yaptığında ilk tepkisi hep aynı olur: “Ben yapmadım. Başkası yaptı. Yanlış anlaşıldım.” Bu otomatik cevap, çocukken öğrendiği en derin ve en kalıcı derstir: Gerçeği kabul etmek yerine inkâr etmek daha güvenlidir.
Gerçek sevgi gölgeyi silmek değildir. Gerçek sevgi, gölgeyi ışığın tam yanına oturtmaktır. “Gel, birlikte bakalım” demektir. “Evet, bunu sen yaptın. Şimdi ne yapacağız?” demektir. Bu sorular suçlama değil, sorumluluktur. Ve sorumluluk, çocuğu gerçek hayata hazırlar.
Sınır koymak da tam buradan gelir. Sınır ceza değildir; uçurumun kenarına çekilmiş sarı bir şerittir. Çocuk o şeride değdiğinde küçülmez. Tam tersine, iç dünyasında sağlam bir çerçeve oluşur: “Her davranışın bir ağırlığı ve bir bedeli vardır.” Bedel yoksa davranış hafifler. Hafifleyen davranış alışkanlık olur. Alışkanlık ise karakter olur.
Hayat kimseye sürekli “sen haklısın” diye alkış tutmaz. Çocuklarınız da yanılacak, düşecek, kıracak ve incinecek. O gün kalkmayı bilecekler mi? Yoksa yere yapışıp “ben yapmadım” diye mi inat edecekler?
“Benim çocuğum yapmaz” demek kısa vadede size ferahlık verir ama uzun vadede çocuğunuzu silahsız bırakır. Gölgesini hiç tanımadan büyütür. Ve gölgesini tanımayan insan, kendi karanlığından en çok korkan insandır.
Anneler ve babalar, işte size vurucu gerçek:
Çocuğunuzu kusursuz bir tablo gibi çerçeveleyerek korumaya çalışıyorsanız, aslında ona en büyük kötülüğü yapıyorsunuz. Çünkü gerçek sevgi kusursuzu sevmek değildir. Kusurlu haliyle birlikte yürümektir. Kendi gölgesini tanımadan yetişen bir çocuk, hayatın ilk sert darbesinde yıkılır. Siz onun yanında durup “Bu da benim” diyebilmesini öğretmezseniz, o çocuk bir gün kendi karanlığıyla yüzleştiğinde yapayalnız kalacaktır.
Gerçeği kabul edin.
Gölgeye bakın.
Yanında durun.
Çünkü en derin sevgi, çocuğunuzun hem ışığını hem de gölgesini aynı anda kucaklayabilmektir.
Ve bir gün o çocuk kendi gölgesine dönecek ve “Evet, bu da benim” diyecek.
İşte o an gerçekten var olmaya başlayacak.
Yorumlar
Yorumlar (Yorum Yapılmamış)
Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Benzer Yazılar
-
Korkular da korkar
-
HEPİMİZ İÇİN GÜZEL GÜNLER DİLİYORUM!!
-
NEREDEN NEREYE?
-
MALİ DÖNÜŞÜM HAYAL DEĞİL
-
FERDA KAZANCIBAŞI ANISINA SAYGI İLE
-
VEDA
-
DİLEĞİM HUZUR
-
DİLİN VE RUHUN ORUCU
-
Bırakalım Canı Sıkılsın
-
Özgüven mi, Sınırsızlık mı? Çizgilerin Arasında Kaybolan Çocukluk
-
ESKİYİ FARK ETMEDEN, YENİYE BAŞLAMAK NE KADAR DOĞRU?
-
SAKIN OKUMAYIN